MYSIA ULTRA TRAIL® | MYSIA ULTRA | MYSIA ULTRA PATİKA KOŞUSU | BURSA

ULUDAĞ

ULUDAĞ

Uludağ’ın tarihteki ilk adı “Hep Parlayan” Olympos.
Olympos, doruğu bulutların üzerinde kalan, tanrıların ve tanrıçaların havasını soludukları bir dağ olarak tanımlanıyor.Milattan önce 2000 yıllarında, Hititler dönemindeki Luvilerden bu yana Uludağ, Olympos adını taşıyor. Sümerlerde de görkemli, gösterişli dağlar tanrıların evidir.
İnsanlığın gelişiminde, dünyanın sularla kaplı olduğuna inanılıyordu. İnsanoğlu yaşamını, suyun erişemediği noktalarda dağlar ve buralarda ki mağaralarda sürdürüyorlardı.Dağların ulaşamadıkları doruklarında tanrılarının yaşadığına inanıyorlardı.
Yunan mitolojisinde Olympos dağında Baba Tanrı Zeus ve diğer on iki tanrı oturuyordu. Homeros’a göre Baba tanrı Zeus Troya savaşını Olympos’un zirvesinde, beraberinde diğer tanrılarla birlikte seyretmişti. 
Habeş kralı Memnon’un anısına Mısır Luksor’da dikilen anıt kulenin yazıtında bu dağın görkemini anlatan dizeler bulunuyordu. Olymposdan Mysmos olarakbahsediliyor.
   Halikarnas balıkçısına göre Uludağ, Anadolu’daki Olympos’lar arasında en görkemlisidir.

Bu topraklarda Mysialılar ve Bitinyalıların olduğu dönemde dağın Bursa’ ya bakan tarafı Bitinya Olimpi, güneye akan inişi de Misi Olimpi olarak adlandırılıyor. Hatta Mysialılar daha da ileri gidip dağın ve bölgenin tanrısallığı nedeniyle “Işık Ülkesi” demeye başlıyorlar. dağın adı da Olympos Mysios olarak anılmayabaşlıyor.
   Dağın eteğindeki şehre ve çevredeki öteki kentlere, Olympos’lu tanrılar ve tanrıçalar adına tapınaklar, anıtlar inşa edilmeye başlanır. Mysialılar’dan sonra Bithynia ve ardından gelen Roma döneminde de Mysia Olympos’u bölgedeki en kutsal dağ kalır. 
kaynaklarda Bursa’ nın kuruluşu Bithynia kralı I.Prusias’a dayanır. Yazılı kaynaklarda da ilk olarak coğrafyacı Strabon ve Bizans tarihçisi Etyen'e göre, Romalılardan kaçarak Bythnia kralı I. Prusias’a sığınan Kartaca’lı ünlü komutan Hannibal, minnet borcunu ödemek için Olympos’un eteklerine bir şehir kurur.
 Dağın en gerçekçi, bilinen hikayesi ise Roma’nın ve dolayısıyla Bizans’ın pagan inanışından tek tanrılı inanışa geçmesiyle başlıyor.Hıristiyanlık yeni bir din olarak tüm karşı konmalara rağmen bütün Avrupa'ya yayılmaya başlıyor.
M.S. 303 ve 308 yılları arasında Hıristiyanlara uygulanan baskılar iyice artıyor. M.S. 4. yüzyılda bazı gruplar bugünkü Uludağ’ın değişik bölgelerine yerleşerek münzevi bir hayat sürdürmeye başlıyorlar. Yani mağaralarda veya yaptıkları küçük taş kulübelerde inzivaya çekilmeye başlıyorlar.
Uludağ ve çevresinde ilk manastırlar 5. yüzyılın sonlarında kurulmaya başlanıyor. keşiş ve rahipler bu kaostan kaçarak Mysia Olympos’unun derin ve karanlık ormanlarına sığınıyorlar. Bugün Necatibey meslek lisesi karşısında bulunan ve Osmangazi Belediyesi tarafından restore ettirilen Fransız Kilisesi rahibi Pierre BernardinMenthon 1935 yılında Paris’te yazdığı Olympe de Bithynie adlı kitabında Uludağ manastırları hakkında en ayrıntılı bilgileri veriyor.
Uludağ’ da manastır hayatı 8. ve 9. yy’larda ileri dereceye varıyor.Bursa’dakiOlimpde ise pek çok manastırlar yapıldığı için Olympos Mysios’dan aforoza uğrayıp ona sığınan keşişlerle anılan Oros Ton Kalegeron’a kimi zaman da COLOYERS’aevriliyor…
   Rahip Pierre BernardinMenthon 1935 yılında yazdığı BithyniaOlympi adlı kitabında Uludağ’da kurulan manastırları; Nilüfer ve Gökdere, Gökdere Kaplıkaya ve Kaplıkaya-Deliçay arasında olmak üzere 3 bölgeye ayırıyor. Uludağ’ daki manastırlar hakkında bilinen en detaylı ve tek kaynaktır.
Türklerbölgeye yerleşmeye başladıklarında, dağda münzevi bir yaşam sürdüren bu insanlar nedeniyle Uludağ’a, “Keşiş Dağı” adını veriyorlar. Oros Ton Kalegeron da aynı anlama geliyor. Evliya Çelebi bu dağa Keşiş Dağı denilmesinin sebebini, Ayasofya’daki patrik ve rahiplerin, perhiz ile uçarak gelip bu dağda dinlenmeleridir.”seyahatnamesinde. 
Uludağ’daki manastırların yönetim merkezi ise Menthona göre; şuan Kurşunlu beldesinde halen ayakta kalan kiliseydi. Elbetteki Uludağ Mustafakemalpaşa ilçesinden başlıyor ve İnegöl’e kadar uzanan bir silsile halinde yer alıyor. 
 Türklerin gelmesinden sonra manastırların yerini tekkeler, keşişlerin yerini dervişler alıyorlar. Bu bölgede İslamiyet’in yayılışının ardından Müslüman sufiler, Hıristiyan keşişlerin geleneklerini alarak, dağda birçok inziva konutu kuruyorlar. Bursa’yı fethederek beylikten devlete doğru büyük bir atılıma giren OsmanoğluHıristiyanlık karşısında keşişler kadar uzlaşmacı ve hoşgörülü davranıyor. Osmanlı ne kadar da serbestlik tanısa da birçok manastır terk ediliyor.
 Burada ilginç olan konulardan bir başkası; manastırlarda yüzlerce rakip, keşiş yaşamasına rağmen hiç birinin mezarları bulunamıyor. Bir diğeri bu manastırların ünlü başrahipleri birden bire ortadan kayboluyorlar. Hiçbir şekilde nereye gittiklerine dair bilgi ve belge yer almıyor. Abdal Murad adlı derviş Bursa’nın fethinden hemen sonra terk edilen ve Hıristiyan dönemi için çok kutsal alanlardan biri sayılan Trikalis zaviyesini tekke haline getiriyor. 
Uludağ’daki tüm keşişlerin kaçtıkları ve yerine dervişlerin tekke kurduğu söylense de, 15. yüzyıla kadar Uludağ’da Hıristiyan keşişlerinin varlığı biliniyor. 
Tarihçi Prof. Dr. Yusuf Oğuzoğlu, Uludağ Üniversitesi Dergisinde Bursa’nın fethi sonrasını şöyle anlatıyor: "Eski kilise ve manastırlar yerinde kalmıştı. Örneğin Uludağ’da Alakilise, Akçakilise, Kızılkilise adı ile anılan köyler oluştu. Geyikli baba, Baba sultan köyü yakınlarındaki keşişleri ziyaret ediyordu. Daha sonra Emir Sultan’ın da dağda yaşayan bir keşiş ile sohbet edip birbirlerini ziyaret ettiği rivayet edilir. Bu dönemden itibaren Olympos, ‘Keşiş Dağı’ olarak anılmaya başladı. Keşiş dağı böylece Buhara’dan, Bel’ den, Horasan’dan doğup Bağdat, Şam ve Hicaz’ın sularında yunup gürbüz bir aşı halinde gelip konanlarla belki de daha bir doğallık ve inanırlıkla “Ruhban Dağı” olma özelliğini sürdürdü." 
Fatih’in 1453 Mayısındaki fethinden sonra sayısız gezgin adeta yeni başkente akın eder. Gezip görür, yazarçizer ve sonrasında ille de imparatorluğun ilk başkentine düşer yolları…“Bu dağa Keşiş Dağı denilmesinin sebebi, Ayasofya’daki patrik ve rahiplerin, perhiz ile uçarak gelip bu dağda dinlenmeleridir.” Evliya Çelebi ünlü seyahatnamesinin Uludağ’ı anlattığı “Ruhban dağı, yani keşiş dağı mesiresi” adlı bölümüne böyle giriş yapıyor.
Müslüman halk arasında ise keşişlerin kerametine ve özellikle de bu dağda, “cidden hikmet” gösterdiklerine inanılıyormuş. Tabi Uludağ sadece keşişlerin değil Türkmenlerin ve Yörüklerinde yurdu oluyor. Özellikle dağın güney tarafları… Uludağ manastırların yanı sıra ticaret kervanlarına da geçiş güzergâhı oluyor. Şimdi kar çukuru denilen yer başta olmak üzere dağın birçok yerinde Osmanlılar zamanında buz kuyuları kurulmuş. 
Bu dağın karı, Türk imparatorluğunun rahatını ve keyfini yerine getirdiği gibi, hazinesinin de hatırı sayılır bir bölümünü oluşturuyor. Bu karlar Osmanlı Padişahlarının öz malıdır ve bunu her türlü tarım ürününden daha pahalıya satan müstecirlere kiralıyorlarmış. Bu kişiler şimdilerde Kadıyayla’ya çıkan batı patikasından katırlarla Uludağ’a çıkıp büyük bölümü saraya ve kalanı da halka satılmak üzere kar indiriyorlarmış. Hatta bugün Bursalı Buzcular ailesinin elinde dağın buzlarının bu aileye verildiğine dair birde padişah fermanı bulunuyor.
   Şimdi ki Bakacak o dönemlerde de aynı adla anılıyor. Osmanlı döneminde görevliler gökyüzünde Ramazan ayının başlangıcını müjdeleyen hilali görmek için burada konaklarlarmış. Gördüklerinde de büyücek bir ateş yakıp Ramazan’ın geldiğini duyururlarmış Bursalılara. Uludağ yamaçlarındaki yaylalarda, mesire yerlerinde Bursa’lılar günlerini geçiriyorlar. Osmanlı düzeninin 16. yüzyılın sonlarından itibaren sarsılmaya başlaması Uludağ’da kurulan düzeni de temellerinden sarsmaya başlıyor. Dağ çetelerin kaynaştığı tehlikeli bir mekân haline geliyor. 
Dağdan Padişah sarayı başta olmak üzere İstanbul ve Bursa’nın gereksinimleri için buz ve kar indiren karcılar bile, bu görevlerini yapmakta zorlanmaya başlıyorlar. Daha sonraki yıllarda yapılan araştırmalar sonucunda,

O yıllarda Erkân-ı Harbiye Reisi olan Mareşal Fevzi Çakmak şunları yazıyor: "Uludağ ismi muvafıktır. Harita dairemize emrettik, haritalarını bu suretle tashih edecektir. Orduya da tamim edilmiştir. Ayrıca Dâhiliye Vekâleti nezdinde dahi teşebbüs ederek Keşiş dağı’na Uludağ denmesi memlekete bildirilmiştir." 
1. Coğrafya Kongresinde bu önerisini ısrarla tekrarlıyor. Hatta bu kongreden çıkan sonuca göre Kuzey Ege’nin iklim özelliklerine sahip olan Uludağ, Bursa’ nın sembolü olması nedeniyle Marmara Bölgesi sınırları içerisine dâhil ediliyor. İçişleri Bakanlığı da, dağın yeni adının Uludağ olmasını ve haritalarla kitaplarda bu şekilde düzeltilmesini, coğrafyanın değişmesini kararlaştırıyor. 

HIZLI İLETİŞİM

Tüm Soru Önerilerinizi Bize İletebilirsiniz